Abdullah DOĞMUŞ

Mimarlıktaki Emeklilik

  • Tarih : 12/11/2019
  • Yazar : Abdullah DOĞMUŞ

Mimarlıktaki Emeklilik
1930’da açılan ilk mimarlık fakültesi ülke nüfusuyla karşılaştırıldığında sayının yetersiz olduğu zamanlardı ve bu sebeple mimarlık eğitimi için ülkemize gelen Avrupalı mimarlar sayesinde birçok proje geliştirilirken bir yanda da Türkiye’deki mimarlığa katkıda bulunmanın yanında mimarlığın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Oysaki mimarlıkta asıl dönem 1956 yılında ODTÜ’de Mimarlık Fakültesi açılmasıyla başladı. Ve Sanayi Devrimi, aile şirketi furyası ve kurumsallaşma mimarlıkta da bir etken haline gelmeye başladı ama bu 1960–1970 mimarlarında etkin bir salgın değildi çünkü sanata değer veren, müziğe farklı bakıp mimarlıkla harmanlayıp şehre entegre edilen bir mimarlık vardı. Bu konuda bariz görülen yapılarının yanında kattığı eleştirel ve yapıcı düşünceleriyle Doğan Kuban ve Jale Erzen hocalarımızın Sinan’ı ve yapılarını anlatıp tanıtarak bir ‘’mimarlık belleği’’ oluşturulmasında katkı sağladılar. Bu da bize mimarlığın nasıl bir yol çizmesi gerektiğini göstermiştir.
Bir mimarlık öğrencisi olarak düşüncelerimi şöyle ifade etmek istiyorum:
Hukuk bölümü ve eğitiminin gelecekte karşılaşacakları durum üzerinden mimarlığı anlatmak istiyorum.
Hukuk; ülkemizde 1983’te İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Konya’da olmak üzere 5 fakülteye sahipti. Günümüzde ise 200’e yakın Hukuk Fakültesi bulunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’de şuan Türkiye Barolar Birliği’ne kayıtlı 105 Bin avukat var. Dünyanın en kalabalık barosunun İstanbul Barosu olduğunu biliyor muydunuz? Sadece İstanbul’da Türkiye Barolar Birliği’ne kayıtlı 41 Bin avukat var. Ayrıca şu an Türkiye her sene hukuk fakültelerinden 16 bin mezun veriyor ve bu 4 yıl sonra 64 bine ulaşacak. Bu da 4 Yıl sonra 200.000 hukuk fakültesi mezunu demek. Bu sayı ülkeye çok fazla değil mi?
Peki Bunun Nedeni Nedir?
Bu da ‘’patron hukukçuların’’ getirdiği bir durumdur. Nasıl mı?
Hukuk fakültelerinin verdikleri ilk mezunlar açtıkları bürolarla yeni mezun olan meslektaşlarına büroda çalışan ‘’mavi yakalıdan’’ farksız görüp böyle davranıyorlar. Davaya git, izle, not al vb rutin işler… Oysaki sistemin böyle dönen yapısı hukuka zarar verdiği gibi hukukun zarar görmesi ve bu da adaletin zarar görmesi demektir. Gelecek hakkında ‘’Gelecek hiç gelmeyecek.’’ gibi düşünmek yerine geleceği hazırlayan öğrencilere ön ayak olması gereken patron avukatların, ofiste kendine özel odası ve sanayi devrimi ile kurumsallaşmaya önem veren bir yapıya dönülmüş ve patron hukukçunun aile şirketi gibi çocuğuna hazırlık yapması hiç iç açıcı bir gelecek gözükmediğini gösteriyor ufukta…
Kalbe giden damar tıkanıklığında kanı durdurur musunuz yoksa bypass (yan geçit) yapıp kanalı açar mısınız? 2015 yılında hukuk fakültelerine getirilen sınırlamaları, bir tarafı üniversitelerimiz bir tarafı adalet sarayları siz bir damardaki tıkanıklığına bypass (yan geçit) yapmak yerine neden kan akışını durduruyorsunuz sizce bu işlem tıkanıklığı ortadan kaldırır mı…?
İşte Hukuk Fakültelerinin Sorunları Bir Mimarlık Öğrencisi Olarak Bana Çok Tanıdık Geliyor Ama bulamadım. Siz okuyucular bulursanız yazar mısınız? Öğrenmek Çok İstiyorum…!
 

Mimarlıktaki Emeklilik